Kırık kalpler sokağı nerede bilir misiniz? Herkesin unuttuğunu sandığı, ama bir yerlerde üstü kapatılmaya çalışılmış yarası var mıdır? Unuttum dediğiniz, ama unuttum derken bile içinizin sızladığı, yandığınız, yada karşınızdakine kahrettiğiniz, ah ettiğiniz bir aşk masalı bilir misiniz?
Bütün aşklar tatlı başlar. Ufak bakışmalar, yalnızca uzuvların yaptığı sessiz ama yürekten konuşmalar, küçük kaçamak buluşmalar derken, ufak dokunuşlar. Ve dönülmesi zor yola giriş…
Kimi kara sevdaya dönüşen, kimi mutlulukla sonuçlanan aşklar, hepsinin kaderi farklı olsa da hep aynı başlamıştır. Tüm yüreğinizi koyarsınız ortaya, karşınızdaki doğru insan mı değil mi düşünemezsiniz bile, dışarıdan gelebilecek müdahalelere kapalıdır yürekler ilk başta. Onunla yer, onunla güler, onunla nefes alırsınız. O olmadan yaşabileceğiniz her günü cehennem sanırsınız. Ama hiçbir aşk yoktur ki, aşığının yanında, yara almadan devam etsin.
Bir meltem esintisiyle hayatınıza yön veren aşk, birden bora, kasırga yada hortum kadar güçlü bir rüzgarla çıkıp gidiverir. Giderken de yakıp yıkmayı ihmal etmez. Aşığın eli yüreğinde kalır, aylarca hatta senelerce. Unutmak ister hatta , unuttum der, başka gönüllerde arar kaybettiği mutluluğu, başka omuzlarda doldurur yalnızlığı. Ama bilmez ki; sen unutsan da, yürek asla unutmaz aşk acısını, istemez bir başkasının gül koksa da saçlarını, örter yarasının üstünü, eski kalmış aşkın küllerini savurur dört bir yana.
Bu aşkın kendi acımasızlığıdır aslında , kimi zaman “bu kadar aşk bitti” dedirtir. Kimi zamanda ayıran üçüncü bir kişi kılığında şekil değiştirir. Aşkın bitmesi anlaşılır belki, ama üçüncü kişi asla anlaşılmaz ve unutulmaz. Bir küçük hikayeye şahit olmak zor değil, aşk varken hayatın içerisinde:
Seyra, emekli bir polis ile yüreği dağlara taşlara bile yetecek kadar iyi kalpli bir ev hanımı olan annenin kızı. Daha tazecik, iyi aile terbiyesi almış. Ne ailesine ne kendine hiçbir yanlışı olmamış henüz. Aklı fikri okumakta, mahallenin en güzel kızı denilebilecek güzellikte ama bir o kadar da şansız. Neden mi? Çünkü mahallenin futbol takımındaki oyuncusuna tutkun.
Pencere dipleri, okul maçları, kantinlerde başlayan kıvılcımlar, sonunda yaprak yaprak sayfalara, satır aralarına taşınmış. Öyle bir sevda ki o, yürek yanmış tutuşmuş. Daha 16-17 yaşlarında Seyra, kalbi bir kuş misali pır pır. Erhan okulu bitirmiş, ama üniversiteyi kazanamadığı için hem çalışıyor, hem sınavlara hazırlanıyor. Hiçbir şeyi yok hayatta anacığından başka, ama yüreğinde aşkı var, hem kendine, hem Seyra’ya yetecek kadar, yada öyle sanıyor.
Günler, aylar geçiyor, ama aşk hiç bitmiyor. Yada öyle görünüyor. Seyra kimi zaman dayak bile yiyor, bu aşk uğruna despot babasından, “ölürümde vazgeçmem” diyor. Babası “okumaktan başka çıkışın yok asla izin vermem” dese de aşk engel tanımıyor. Seyra ilk yanlışını yapıyor ve üniversiteye gitmiyor. Tüm okumakta olan aklını, aşk alıp Erhan’ın yüreğine hapsediyor. Hapsediyor etmesine de, Erhan da yüreğini alıp askere çok uzaklara gidiyor.
Seyra evde, Erhan askerde yanıp tutuşuyor. Erhan izne bile çıkmıyor erken terhis olabilmek için. Seyranın yüreğini de çalan Erhan, orada iki kişilik yanıyor, yokluğunda kavruluyor. Sevgilisinin mis kokulu kuzguni saçları, yeşil gözleri aklından hiç çıkmıyor. Seyra her gün her gece sayfalar dolusu aşk mektupları yazıyor. Babasının tüm baskısına karşı o mektupları postalıyor. Erhan mektuplarla var oluyor. Onları kokluyor, yüreğine bastırıyor, her okuduğu satırda aşkını defalarca yaşıyor.
Bunca bekleyişin ardında askerlik bitiyor, sorumluluklar başlıyor. Babası okumayan kızını bir tanıdık yanında işe gönderiyor. Seyra hayatını değiştirecek ikinci hatasını o günden sonra yapıyor. Çok sevdiği amca dediği babasının arkadaşının biricik kızı, Seyranın da tek arkadaşı Aysel bu iki aşığın arasına katılıyor. Hep beraber işe gidip gelirken, birlikte yiyip, birlikte içiyorlar, geziyorlar, ağlıyorlar gülüyorlar. Evlilik hayallerine birlikte şahit oluyorlar.
Derken; evlilik kelimesini duyan aşk, yolunu tamamlıyor. “Yeter” diyor, “artık gitme vakti” Seyra ve Erhan, incir çekirdeğini doldurmayan sebeplerle bir dargın, bir barışık yaşarlarken bir gün uzun süre barışmıyorlar. Bu süre aşkın yeni ağlarına yetiyor.
Seyra evde ağlarken, ağlar gül kokulu Seyrayı bırakıp, sevimsiz Aysel ile Erhan’ı bağlıyor. Günler geceler boyu Seyrası için ağlayan Erhan , Aysel için yanmaya başlıyor. Seyra inanmasa da, gerçek hiç değişmeden onları nikah dairesinin yoluna dek sürüklüyor. Hiç gelmeyecek sevgilisin geri dönmesini bekleyen Seyra, kapanması zor bir yaraya sahip oluyor.
Yara her daim kanamıyor, ama iyileşmiyor da. Yarası sızladıkça aşk böceğinin sırtına biniyor. Hatalarına hata eklemek üzere; o yürekten, başka bir yüreğe konuyor. Kendi aşık olmuyor, ama üzerine konduğu kalpleri yaralıyor. Seneler önce aldığı yaranın acısını başkalarından çıkarıyor. Hala yaralı, ama bilmiyor!
Erhan mı? O mutsuz iki çocuk babası, hala Seyra’ya yaptığının ahını aldığını düşünürken, aslında sevmediğini anladığı bir kadının koynunda sabahlıyor.
Aysel mi? O baştan kaybetmiş, çaldığı ve başkasının izleri olan bir gönülde, aşkın kırıntıları ile avunmaya çalışıyor. İki çocukla ve hayatla boğuşurken, boş bir umutla, kocasının ona eski sevgilisinin hayali olmadan dokunmasını bekliyor..
Aşk mı? O başka gönülleri yaralamak için hala çalışıyor. Dünya döndükçe görevi bitmeyecek görünüyor…